İçeriğe geç

Türk-İslâm âlimleri kimlerdir ?

Türk-İslâm Âlimleri Kimlerdir?

Türk-İslâm âlimleri demek, aslında bir parça derin düşünmek ve araştırmak demek. Yani, her ne kadar tarihi anlamak için bazen tarih kitaplarından başlasak da, işin içine biraz mizah ve komik gözlemler katınca konu daha bir tatlanıyor, değil mi? Çünkü Türk-İslâm âlimleri, hayatları boyunca sadece ilimle uğraşmamışlar; aynı zamanda derin düşünceyle şekillenen ve bazen abartılı espriler yapmayı seven kişiliklere de sahip olmuşlar. Hadi gelin, bu âlimleri günlük hayatta nasıl hayal edebileceğimizi keşfedelim. İzmir’de yaşayan, sürekli espri yapan ama derin derin her şeyi kafasında kuran bir genç olarak, Türk-İslâm âlimleri kimlerdir? sorusunu birlikte anlamaya çalışalım.

Türk-İslâm Âlimleri: Kahramanlar mı, Şairler mi?

Benim aklımda canlanan Türk-İslâm âlimi imajı biraz şöyle: Düşünceleriyle dünyayı sarsan, bazen devrim niteliğinde fikirler ortaya atan, ama aynı zamanda bir akşam üstü çayıyla ilgili derin bir felsefe yapıp, bir bakmışsınız, esprilerle ortamı şenlendiren insanlar. Yani, tam olarak Einstein olmasalar da, ‘kendi çağına göre’ adeta mini bir bilim insanı gibi… Ama gelin görün ki, bu işin içinde çok daha fazlası var.

Mesela, İbn Sina’yı düşünelim. Şu an bende bir İbn Sina hayali canlanıyor. Derin düşüncelerle dolu, gündelik hayatta fazla ciddi olan, ama bir şekilde bir arkadaş grubunda muhabbeti hiç eksik olmayan biri. Hatta bir gün, grup sohbetinde birisi “Kendini çok dertlendirme, İbn Sina gibi düşünme” dese de, o an kafasında hastalıkların nedenlerini sorguluyor olabilir. Hadi, kabul edelim, İbn Sina gibi bir adam, bir yandan dünyanın sırrını çözerken, diğer taraftan muhtemelen “Beyler, bu akşam yemek ne, karıştırmayın!” demiştir. Herhalde günümüzün İbn Sina’sı, “İbn Sina’cılık” yapmayı seven biri olurdu. Hangi doktor, bir sohbetin sonunda size şifa verir, ha?

Mevlana: Şair ve Felsefeci Mi, Yoksa Dışarıda Şiir Okuyan Bir İnsancık mı?

Evet, Mevlana… Eğer bu yazıyı okuyorsanız, büyük ihtimalle Mevlana hakkında bir şeyler biliyorsunuzdur. Ama gelin, ben yine de şöyle düşünmeden edemiyorum. Mevlana, bir taraftan büyük bir şair, felsefeci; diğer taraftan da… Belki de dışarıda şarkı söyleyen, saçlarını savurup dans eden bir adam! (Kendisiyle biraz dalga geçelim mi?) Gerçekten, çok derin düşünceler ve mistik bir bakış açısına sahip olmasına rağmen, bir yandan da “Ya şu aralar dans etme konusunda Mevlana’ya bir şans vermek lazım!” diyesi geliyor insanın.

Mesela bir gün, Mevlana sohbetinde, birinin söylediği şeyden sonra “Hadi bir dönelim, nasıl olsa dönüyoruz, hep dönüyoruz” demiştir, değil mi? Tam da o sırada, etrafta kimse “Dur Mevlana, biraz dur, çok dönme” dememiştir. Mevlana o kadar içine kapanık ve derin bir düşünceyle dünyaya bakıyorken, aslında arada çok ciddi espriler de yapıyor olmalı. Şiirleri ve dansları, ona hem meditatif bir alan sağlarken hem de “Hadi ama Mevlana, gel bu hafta bizimle sinemaya gelsene” dedirten bir yanını oluşturuyordu.

Farabi: Bir Felsefe Kitaplarını Elinden Bırakmayan İnsan

Bir de Farabi var tabii. Farabi, ilmi o kadar seviyor ki, her an elinde bir felsefe kitabı bulunduruyor. Ne zaman bir arkadaşınla buluşsan, yanındaki kitabı görmekten “Yine mi, bu kadar felsefe?” diye düşünebilirsin. Farabi’nin en büyük özelliği şuydu: Ne zaman bir felsefi mesele konuşulsa, o hemen “Evet, ama bir de… Farabi’nin şöyle dediği bir şey var” diyerek konuyu başlatır. Ama bakın, asıl komik kısmı şu ki, Farabi bir gün parkta yürüyüş yaparken, yanındaki biri şunu dese: “Ya Farabi, şimdi buradaki gülü görüp, ‘bu gülün anlamı nedir?’ diye düşünürken biraz dinlenmeyi düşünmüyor musun?” Farabi’nin cevabı, bir tür felsefi açıklamayla “Hayır, çünkü bu gül, doğanın sembolüdür” olurdu. Bunu yazacaksa, ben de “Bence, gülü koklayıp, sadece o anı yaşamalısın, Farabi” derdim!

Türk-İslâm Âlimlerinin Günlük Hayata Etkisi

Peki, bu kadar derin düşünceye sahip âlimler, gerçekten günlük yaşamımıza nasıl etki etmişlerdir? Şöyle düşünelim: İbn Sina bir gün trafik sıkışıklığında sinirlenip, “Bunun nedeni nedir, fiziği ve kimyası ne olabilir?” diye düşünse, biz sıradan insanlar olarak bir an önce eve gitmeye odaklanırken, o daha işin bilimsel yönüyle ilgili bir teori üretir. Şimdi bunu biraz abarttık tabii, ama ne bileyim, belki de bir gün Mevlana’nın sözlerinden birini hatırlayıp “Sürekli dönmek gerek” demek, hayatı biraz daha anlamlı kılabilir.

Bu âlimlerin düşündükleri sadece ilimle ilgili değildi. Düşünceye, edebiyata, topluma ve insana dair her şeyin etrafında dönen bir yaşam biçimi kurmuşlardı. Şu an, bizler onlardan ilham alıp, hayatı çok fazla teorize edebiliriz. Ama sonunda, Türk-İslâm âlimlerinin derin düşüncelerine ne kadar yakın olursak olalım, asıl mesele, belki de hayatta bazen “Kendine gülüp geçmek”te saklıdır.

Sonuç: Hayatımızda Herkesin Bir Garip Felsefesi Var

Türk-İslâm âlimleri kimlerdir? sorusu aslında basit bir soru değil, çünkü her birinin derin bir düşünce dünyası var. Ama bunu gülüp geçmeye başladığınızda, hayatın aslında ne kadar komik ve karmaşık olduğunu fark ediyorsunuz. Türk-İslâm âlimleri, her zaman içinde derin bir anlam barındıran fakat bazen de içinde mizahi bir yan taşıyan kişilerdi. Bütün bu düşünceler, bize hayatı daha derinlemesine düşünme şansı sunarken, aynı zamanda bazen “Biraz gül, belki o zaman hayatın daha anlamlı olur” dedirten cinsten.

Bu içeriğimizle “Türk-İslâm âlimleri kimlerdir” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Ketencidizayn okurlarına sevgilerle!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://unsur.net https://gub.com.tr https://keso.com.tr Sitemap
vdcasino girişTürkçe Forum