Deniz Ne Zaman Çarşaf Gibi Sakin Olur? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’da her gün, sokakta yürürken, toplu taşımada birilerinin gözlerinde kaybolurken, bazen denizin kenarına gitmek, biraz huzur bulmak isterdim. Ama, asıl huzurun, denizin sakinliğinde değil, toplumsal yapımızda, çeşitliliğe ve adalete verdiğimiz değerle ilişkili olduğunu fark ettim. “Deniz ne zaman çarşaf gibi sakin olur?” sorusu, dışarıdan bakıldığında basit bir sorudan ibaret olabilir. Ama derinlemesine düşündüğümüzde, bu soru, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konuları içine alarak çok daha fazla anlam kazanır. Gelin, bu meseleye biraz daha yakından bakalım.
Denizin Sakinliği ve Toplumsal Cinsiyet
İstanbul’da yaşayan bir insan olarak, deniz beni her zaman cezbetmiştir. Fakat bazen denizin sakinliği, toplumsal yapılar ve cinsiyet rollerinin yansıması gibi gelir. Mesela, denizlerin sakin olduğu anlar, bana toplumda “sakin” ve “uysal” olmak zorunda kalan bireyleri hatırlatıyor. Özellikle kadınların, toplumsal cinsiyet normlarına uyarak “sakinleşmeleri”, “daha nazik olmaları”, “daha az ses çıkarmaları” beklenir. Bu durum, toplumda kadınların “deniz gibi sakin” olmasına dair baskılara zemin hazırlar. Oysa deniz, bazen hırçın, bazen fırtınalıdır. Ama toplumsal normlar, kadınların sadece sakin ve huzurlu olmalarını beklerken, erkekler için aynı kısıtlamalar geçerli değildir. Erkeklerden toplum, genellikle daha agresif, güçlü ve sesini çıkaran bireyler olmalarını bekler.
Bir gün toplu taşımada, önümdeki koltukta genç bir kadın oturuyordu. Üzerinde kısa bir elbise vardı ve telefonuna bakıyordu. Yanındaki adam ise oldukça yüksek sesle telefonla konuşuyordu. Kadın ona bir kaç kez baksa da, sesini yükseltmekte veya durumu anlatmakta bir zorluk yaşıyordu. Toplum, kadınlardan sessiz kalmalarını, hoşgörülü olmalarını bekler. Oysa, belki de bu kadın, denizin fırtınalı hali gibi daha fazla ses çıkarabilirdi, ama sosyal normlar onu susturuyordu. Denizin sakinliği gibi, kadınların da sesini çıkaran, kendini ifade eden olmaları genellikle hoş karşılanmaz. İşte bu noktada toplumsal cinsiyetin denizin sakinliğiyle olan ilişkisini daha net görebiliriz.
Çeşitlilik ve Deniz
Deniz, farklı dalgaları, farklı derinlikleri, bazen sakin bazen fırtınalı yapısıyla çeşitliliği simgeler. Aynı şekilde, toplum da bir deniz gibi çeşitlilikle şekillenir. Fakat, bu çeşitliliğin tüm bireyler için eşit şekilde kabul görmediği bir dünyada yaşıyoruz. Deniz ne zaman çarşaf gibi sakin olur sorusunu sorduğumuzda, aslında bu çeşitliliğin toplumda nasıl karşılandığına, ne kadar kabul gördüğüne de değinmiş oluyoruz. Farklı etnik kökenlerden gelen bireyler, LGBT+ toplulukları, engelli bireyler ve diğer marjinal gruplar, çoğu zaman toplumsal yapılar tarafından kabul edilmemekte ve susturulmaktadır. Çeşitlilik, bazen tehdit olarak algılanır. Her birey, toplumsal yapılar ve normlar tarafından tanımlanmış olan ‘sakin’ ve ‘uyumlu’ olmaları gerektiğini hissettikleri için çoğu zaman kendilerini ifade etmekte zorlanır.
Bir gün, sokakta yürürken, bir grup çocuk gördüm. Bazı çocuklar birbirleriyle oyun oynarken, bir çocuk ise yalnız kalmıştı. Üzerinde renkli, farklı bir tişört vardı, diğerlerinden çok farklıydı. Çocuk, o sırada kimseyle oynamak istemedi ve kenarda yalnız durdu. Bu durumu izlerken, bazen düşündüm; toplumsal çeşitlilik, dışlanmışlık ve kabul görmeme hali ne kadar erken yaşlarda başlıyor. Çeşitli kimlikler, toplumsal normlar tarafından ya ‘çıkartılmaya’ ya da ‘gizlenmeye’ çalışılıyor. Çocuklar, toplumsal normlar içinde kendilerini farklı hissetmekten dolayı bazen deniz gibi hırçın hale gelebilirler. Oysa, herkesin farklılıklarıyla kabul edilmesi gerektiği bir dünyada, denizlerin gerçekten sakinleşmesi mümkün olacaktır.
Sosyal Adalet ve Denizin Sakinliği
Sosyal adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitliliğin kabul edilmesi gibi faktörler, denizin sakinliğini doğrudan etkileyen unsurlardır. Eğer adaletli bir toplum yaratılabilirse, denizler de çarşaf gibi sakin olabilir. Toplumda eşitlik, fırsat eşitliği, ırk, etnik köken veya cinsiyet ayrımı gözetilmeyen bir dünya hayal edebiliyoruz. Sosyal adaletin sağlandığı, herkesin kendisini rahatça ifade edebildiği, kimseye baskı yapılmadığı bir ortamda, denizin sakinliği gibi bir denge sağlanabilir. Tıpkı denizin zaman zaman sakinleşmesi ve huzurlu bir hale gelmesi gibi, toplumsal düzen de herkesin eşit haklara sahip olduğu, çeşitliliğin kabul gördüğü, adaletin sağlandığı bir yapıda huzurlu olabilir.
Bir gün bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, çeşitli etnik gruplardan gelen kadınlarla bir toplantı yapıyordum. Kadınların çoğu, toplumun onlara biçtiği rolü sorgulamakta, kendi kimliklerini ifade etmekte zorlanıyorlardı. Ancak içlerinden biri, herkesin sesini duyurabileceği bir platform oluşturduğunda, hem kendi sesini duyurabilmişti, hem de diğer kadınların da kendilerini ifade etmelerine fırsat tanımıştı. İşte bu, denizin sakinleşmesi gibiydi; deniz ne zaman çeşitli dalgaların, farklı renklerin ve seslerin bir araya gelip kendisini rahatça ifade edebilmesine izin verirse, sakinleşir. Sosyal adaletin sağlanması, tam da bu çeşitliliği ve farklılıkları kabul etme sürecidir. Ancak her bireye eşit fırsatlar sunulursa, toplumsal yapılar da tıpkı deniz gibi sakinleşebilir.
Sonuç Olarak
Deniz ne zaman çarşaf gibi sakin olur? Bu soru, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konularla doğrudan bağlantılıdır. Sadece deniz değil, tüm toplumsal yapılar, adaletin, eşitliğin ve çeşitliliğin tam olarak kabul edildiği bir ortamda sakinleşebilir. Sosyal normlar, toplumsal cinsiyet rolleri ve marjinal gruplara yönelik önyargılar, insanların kendilerini ifade etmelerini engeller. Oysa herkesin kendisini rahatça ifade edebildiği, herkesin eşit haklara sahip olduğu bir dünya, denizin sakinleşmesine benzer şekilde, toplumun da huzura erdiği bir ortam yaratacaktır. Bu denizin sakinliği, hepimiz için önemli bir hedef olmalıdır.