İçeriğe geç

Karşılaştırma içeren söz sanatı nedir ?

Karşılaştırma İçeren Söz Sanatı Nedir? Ekonomi Perspektifinden Teşbih, Fırsat Maliyeti ve İnsan Davranışı

İnsan hayatının büyük bölümü aslında karşılaştırmalarla geçiyor. Bir şeyi seçerken başka bir şeyden vazgeçiyoruz; bir fiyatı değerlendirirken başka bir fiyatı ölçü alıyoruz; zamanımızı işe ayırdığımızda dinlenmekten, eğitime ayırdığımızda bugünkü gelirden fedakârlık ediyoruz. Kaynakların sınırlı, ihtiyaçların ise sınırsız olduğu bir dünyada seçim yapmak kaçınılmaz. Bu yüzden ekonomi yalnızca para, faiz, enflasyon ve büyüme hakkında konuşan bir disiplin değil; insanın “Bunu mu, yoksa şunu mu?” sorusuna verdiği cevapları anlamaya çalışan bir düşünme biçimi.

Tam da bu noktada edebiyat ile ekonomi arasında şaşırtıcı bir yakınlık ortaya çıkıyor. Edebiyatta bir kavramı daha anlaşılır, canlı veya etkileyici kılmak için başka bir kavramla karşılaştırıyoruz. Ekonomide ise bir seçeneğin değerini çoğu zaman alternatifinin değerine bakarak anlamaya çalışıyoruz. Bir evin fiyatının pahalı olduğunu söylemek tek başına fazla anlam ifade etmeyebilir; ancak aynı bölgede benzer evlerin fiyatlarıyla karşılaştırıldığında bu yargı somutlaşır.

Peki, karşılaştırma içeren söz sanatı nedir?

En temel cevap teşbih, yani benzetmedir. Teşbihte bir varlık, durum veya kavram; aralarındaki ortak özellikten hareketle başka bir varlığa benzetilir. “Ekonomi bir terazidir” ifadesinde ekonomi, denge fikrini çağrıştırması nedeniyle terazinin özellikleriyle ilişkilendirilir. “Enflasyon kar gibi eritti” dediğimizde ise ekonomik kaybı daha somut bir görüntü üzerinden anlatırız.

Fakat ekonomik düşünce açısından bakıldığında karşılaştırma bundan çok daha geniş bir anlam taşır. Çünkü ekonomi de sürekli olarak alternatifleri birbirine kıyaslar. Hangi yatırım daha verimli? Hangi politika daha düşük maliyetli? Bir tüketici aynı gelirle hangi ürünü almalı? Devlet sınırlı bütçesini eğitime mi, sağlığa mı, altyapıya mı yönlendirmeli?

Bu nedenle teşbih ile ekonomik düşünme arasında yalnızca dilsel değil, düşünsel bir bağ da bulunmaktadır.

Teşbih Nedir? Karşılaştırmanın Dil İçindeki Ekonomisi

Ketencidizayn ailesinin bugünkü konusu Karşılaştırma içeren söz sanatı nedir; detayları kaçırmayın.

Teşbih, en genel anlamıyla aralarında ortaklık bulunan iki unsurdan birinin diğerine benzetilmesidir. Geleneksel anlatımda benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü ve benzetme edatı gibi unsurlar üzerinden açıklanır.

Örneğin:

“Piyasa, dalgalı bir deniz gibidir.”

Burada piyasa “denize”, piyasanın belirsiz ve hareketli yapısı da denizin dalgalı olmasına benzetilmektedir.

Ekonomi açısından bu cümle yalnızca edebî bir süs değildir. Piyasanın gelecekteki durumunun kesin olarak bilinmemesi, fiyatların sürekli değişmesi ve aktörlerin birbirlerinin davranışlarından etkilenmesi, “dalgalı deniz” benzetmesini oldukça güçlü hâle getirir.

Benzer şekilde:

“Enflasyon, satın alma gücünü sessizce kemiren bir gölge gibidir.”

Bu ifade teknik bir ekonomik tablo sunmaz; fakat enflasyonun insanların nominal gelirleri aynı kalsa bile gerçek satın alma güçlerini azaltabileceğini sezgisel olarak anlatır.

İşte burada söz sanatı ile ekonomik kavram arasında önemli bir ortaklık oluşur: soyut olanı karşılaştırma yoluyla görünür hâle getirmek.

Ekonomide Karşılaştırma Neden Bu Kadar Önemlidir?

Ekonomik kararların neredeyse tamamında mutlak değerlerden çok alternatif değerler önemlidir.

1000 liranın iyi mi kötü mü olduğunu tek başına söylemek zordur. Fakat bu parayla ne yapılabileceğini düşündüğümüzde tablo değişir. 1000 lirayı harcamak, aynı zamanda onu birikime, eğitime veya başka bir ihtiyaca ayırma olasılığından vazgeçmek anlamına gelir.

Bu düşüncenin ekonomideki en önemli kavramlarından biri fırsat maliyetidir.

Fırsat maliyeti: Bir seçimin görünmeyen bedeli

Bir seçeneği tercih ettiğimizde yalnızca seçtiğimiz şeyi elde etmeyiz; aynı zamanda seçmediğimiz en iyi alternatiften vazgeçeriz.

Örneğin bir kişinin hafta sonunu üç saat ek iş yaparak değerlendirdiğini düşünelim. Bu kişinin kazandığı para görünen getiridir. Ancak aynı üç saati ailesiyle geçirmek, dinlenmek veya eğitim almak da mümkündü. Bu alternatiflerin kaybedilen değeri, seçimin fırsat maliyetini oluşturur.

Bu açıdan ekonomik kararlar bir tür karşılaştırma sanatıdır.

Basit bir ekonomik karşılaştırma

Seçenek Doğrudan sonuç Alternatif maliyet

Tüketmek Bugünkü fayda Gelecekteki birikimden vazgeçme

Tasarruf etmek Gelecekte finansal güvence Bugünkü tüketimden vazgeçme

Eğitim Gelecekte daha yüksek üretkenlik ihtimali Bugünkü gelir/zamandan vazgeçme

Kamu yatırımı Uzun vadeli toplumsal fayda Başka kamu hizmetlerine ayrılabilecek bütçeden vazgeçme

Buradaki mantık, teşbihin çalışma biçimine şaşırtıcı biçimde benzer. Bir kavramı diğerinin özellikleriyle anlamlandırdığımız gibi ekonomik bir seçeneği de başka bir seçeneğin maliyeti üzerinden anlamlandırırız.

Mikroekonomi Açısından Karşılaştırma: Tüketici Neden “Bunu” Değil “Şunu” Seçer?

Mikroekonomi, bireylerin ve firmaların sınırlı kaynaklarla nasıl karar aldığını inceler. Dolayısıyla karşılaştırma, mikroekonominin merkezinde yer alır.

Bir tüketici markette iki ürün arasında karar verirken yalnızca fiyat etiketlerine bakmaz. Kalite, marka, dayanıklılık, kullanım sıklığı, gelir düzeyi ve geçmiş deneyim de kararı etkiler.

Örneğin 500 liralık bir ürün ile 800 liralık bir ürün arasında seçim yapan tüketici için 300 liralık fark yalnızca matematiksel bir fark değildir. Daha pahalı ürünün sağladığı ek fayda bu farkı hak ediyor mu sorusu önem kazanır.

Marjinal fayda ve karşılaştırmalı düşünme

Ekonomide marjinal fayda, bir mal veya hizmetin ek bir biriminin sağladığı ilave faydayı ifade eder.

Bir kişi zaten iki kahve içmişse üçüncü kahvenin sağlayacağı haz ilk kahveden daha düşük olabilir. Buna karşılık aynı para ile alınabilecek bir öğle yemeğinin sağlayacağı fayda daha yüksek olabilir.

Dolayısıyla birey aslında sürekli olarak şöyle düşünür:

“Bir birim daha bundan mı, yoksa aynı kaynakla başka bir şeyden mi?”

Bu soru, ekonomik davranışın temelini oluşturur.

Fiyat karşılaştırması ile gerçek değer arasındaki fark

Piyasalarda tüketicilerin yalnızca nominal fiyatları karşılaştırması da yanıltıcı olabilir. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde fiyat etiketleri hızla değişirken insanların asıl dikkat etmesi gereken değişkenlerden biri reel satın alma gücüdür.

Türkiye’de Ağustos 2026 itibarıyla TÜFE yıllık %31,51, aylık ise %1,84 arttı. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış %33,79 olurken konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubundaki yıllık artış %39,77 seviyesinde gerçekleşti.

Bu veriler, “maaşım geçen yılın üzerinde” şeklindeki nominal karşılaştırmanın neden yeterli olmadığını gösteriyor.

Türkiye’de bazı güncel göstergeler

Gösterge Güncel değer

TÜFE yıllık değişim, Ağustos 2026 %31,51

TÜFE aylık değişim, Ağustos 2026 %1,84

Gıda ve alkolsüz içecekler yıllık değişim %33,79

Konut, su, elektrik, gaz ve yakıtlar yıllık değişim %39,77

İşsizlik oranı, Temmuz 2026 %8,1

GSYH büyümesi, 2026 II. çeyrek %2,3

Ekonomik güven endeksi, Ağustos 2026 100,6

Tüketici güven endeksi, Ağustos 2026 90,8

Kaynak: TÜİK, 2026 güncel göstergeleri.

Bu tabloya baktığımda bana göre en dikkat çekici nokta tek bir göstergenin kendisi değil, göstergeler arasındaki ilişki. Ekonomi %2,3 büyürken işsizlik %8,1 seviyesinde; enflasyon %31,51 gibi yüksek bir düzeyde kalırken tüketici güveni 90,8 seviyesinde bulunuyor. Ekonomik hayatın tek bir sayı ile anlatılamayacağını gösteren şey tam olarak bu dengesizlikler.

Makroekonomide Teşbih: Ekonomiyi Bir Organizma Gibi Düşünmek

Makroekonomide ekonomi çoğu zaman bir organizmaya benzetilebilir. Üretim kalbi, para dolaşımı damarlar, finansal sistem dolaşım sistemi, kamu politikaları ise organizmanın davranışlarını etkileyen düzenleyici mekanizmalar gibi düşünülebilir.

Elbette bu gerçek bir biyolojik eşdeğerlik değildir. Ancak teşbih, karmaşık bir sistemi zihinde canlandırmayı sağlar.

Enflasyonu ateşe, faiz oranını frene, ekonomik büyümeyi ise motorun çalışma hızına benzetmek de aynı nedenle kullanışlıdır.

Fakat her benzetmenin bir sınırı vardır.

Bir otomobilde fren pedalına bastığınızda mekanizma nispeten öngörülebilir şekilde çalışır. Ekonomide faiz oranlarını yükselttiğinizde ise insanların, şirketlerin ve yatırımcıların davranışları değişir. Bazıları borçlanmayı azaltır, bazıları tasarruflarını artırır, bazıları döviz veya farklı varlıklara yönelir.

Yani ekonomi mekanik bir makine değil, insanların karar verdiği canlı bir sistemdir.

Faiz, enflasyon ve ekonomik tercihlerin karşılaştırılması

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Temmuz 2026 kararında politika faizi %37’de tutuldu; gecelik borç verme faizi %40, gecelik borçlanma faizi ise %35,5 olarak açıklandı. Merkez Bankası, sıkı para politikasının talep, döviz kuru ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini desteklemesinin amaçlandığını belirtiyor.

Bu durum ekonomik bir karşılaştırmayı zorunlu kılıyor:

Bugünkü yüksek faiz maliyeti mi, yoksa gelecekte daha düşük enflasyon ihtimali mi?

Politika yapıcı açısından da mesele aynıdır. Talebi çok fazla desteklemek kısa vadede büyümeyi güçlendirebilir; fakat fiyat baskılarını artırma riski doğurabilir. Talebi fazla kısmak ise enflasyonla mücadeleyi desteklerken üretim ve istihdam üzerinde baskı yaratabilir.

Dolayısıyla makroekonomi sürekli bir denge arayışıdır.

Davranışsal Ekonomi: İnsan Neden Her Zaman Mantıklı Karar Vermez?

Klasik ekonomik modeller çoğu zaman bireylerin faydalarını maksimize etmeye çalıştığını varsayar. Davranışsal ekonomi ise gerçek insanların bu ideal modele her zaman uymadığını gösterir.

İnsanlar referans noktalarından etkilenir, kayıpları kazançlardan daha güçlü hissedebilir, geçmiş fiyatlara takılabilir ve başkalarının davranışlarını takip edebilir.

“Eskiden kaç liraydı?” yanılgısı

Bir ürünün fiyatı 100 liradan 150 liraya çıktığında tüketici bunu %50 artış olarak görebilir. Ancak yüksek enflasyon ortamında aynı ürünü yıllar önceki fiyatıyla karşılaştırmak her zaman anlamlı değildir.

Buna rağmen zihnimiz geçmiş fiyatları referans noktası olarak kullanmaya eğilimlidir.

Örneğin bir evin 5 milyon liradan 6 milyon liraya çıkması tüketicide “1 milyon lira pahalandı” hissi yaratabilir. Fakat bu değişimin ekonomik anlamını değerlendirmek için genel fiyat düzeyi, gelirler, faiz oranları, kira getirisi ve alternatif yatırım araçları da hesaba katılmalıdır.

Karşılaştırma yapıyoruz ama hangi karşılaştırmayı yaptığımız sonucu değiştiriyor.

Kayıptan kaçınma ve ekonomik tercihler

Bir yatırımcının 100 bin lira kazanmasıyla 100 bin lira kaybetmesi psikolojik açıdan eşdeğer olmayabilir. Kayıp daha ağır hissedilebilir.

Bu durum insanları bazen ekonomik olarak verimsiz kararlara sürükleyebilir. Bir kişi zarar ettiği bir yatırımı sırf “zararı realize etmek istemediği” için uzun süre elinde tutabilir. Başka bir kişi ise fiyatların yükseldiğini görünce herkesin kazandığını düşünerek geç kalmış olmasına rağmen piyasaya girebilir.

Burada ekonomik davranışın yalnızca rakamlardan oluşmadığını görüyoruz.

İnsanların umutları, korkuları, geçmiş deneyimleri ve sosyal çevreleri de fiyatların ve talebin oluşumunda rol oynar.

Piyasa Dinamikleri: Her Karşılaştırma Yeni Bir Denge Arayışı

Piyasa, milyonlarca bireysel kararın kesiştiği bir alandır. Tüketici fiyatı pahalı bulduğunda talebini azaltabilir. Üretici maliyetleri arttığında fiyatını yükseltebilir. Rakip firma daha düşük fiyat uyguladığında stratejisini değiştirebilir.

Bu nedenle piyasa statik değil, sürekli hareket hâlindedir.

Basitleştirilmiş bir gösterimle:

 Fiyat │ │ Arz │ / │ / │ / │ / × ← Denge │ / \ │ / \ │ / \ Talep │ / \ └──────────────── Miktar 

Arz ve talep eğrilerinin kesiştiği nokta bir dengeyi temsil eder. Ancak gerçek dünyada bu denge sürekli değişebilir. Enerji maliyetleri, döviz kuru, gelirler, beklentiler, vergiler, faiz oranları veya jeopolitik gelişmeler arz ve talep koşullarını değiştirebilir.

Dolayısıyla “piyasa bir terazidir” benzetmesi bir ölçüde açıklayıcıdır; ancak terazinin kefeleri insanlardan oluşur. İnsanlar da geleceğe ilişkin beklentileri değiştikçe davranışlarını değiştirir.

Kamu Politikaları Açısından Karşılaştırma: Kimin İçin, Hangi Maliyetle?

Kamu politikalarında seçimlerin fırsat maliyeti daha da büyüktür. Çünkü devletin kaynakları sınırsız değildir.

Bir kamu bütçesinin eğitim harcamalarını artırması, başka bir alana daha az kaynak ayrılması anlamına gelebilir. Sağlık yatırımlarının artırılması uzun vadeli beşerî sermayeyi güçlendirebilir; ancak bunun finansman biçimi vergiler, borçlanma veya başka harcama kalemlerinden tasarruf yoluyla gerçekleşebilir.

Bu nedenle iyi bir kamu politikası yalnızca “ne kadar harcandı?” sorusuyla değerlendirilmemelidir.

Asıl soru şudur:

Harcanan kaynak, vazgeçilen en iyi alternatiften daha fazla toplumsal değer üretti mi?

Bu soru bizi fırsat maliyetine götürür.

Ekonomik büyüme ile refah aynı şey midir?

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi 2026’nın ikinci çeyreğinde yıllık bazda %2,3 büyüdü. Aynı dönemin işgücü göstergelerinde Temmuz 2026 için mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı %8,1 olarak açıklandı.

Büyüme önemli bir göstergedir ancak toplumsal refahı tek başına açıklamaz.

Bir ülkenin toplam üretimi artarken gelir dağılımı bozulabilir. Ortalama gelir yükselirken konut maliyetleri çok daha hızlı artabilir. Üretim artarken insanların çalışma saatleri uzayabilir ve boş zamanları azalabilir.

Bu nedenle “ekonomi büyüyor” ile “insanların hayatı iyileşiyor” ifadelerini birbirinin tam karşılığı olarak görmek doğru değildir.

İşte ekonomi ile insan hikâyesinin kesiştiği yer burasıdır.

Enflasyon Bir Ekonomik Gösterge Olmaktan Çıkıp Günlük Hayata Dönüştüğünde

Yıllık %31,51 enflasyon oranını bir tablo üzerinde görmek başka, markette aynı ürünün fiyatını tekrar tekrar değişmiş görmek başkadır. TÜİK’in Ağustos 2026 verilerinde konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubundaki yıllık artışın %39,77’ye ulaşması, enflasyonun yalnızca teorik bir değişken olmadığını gösteriyor.

Bir aile için bu oran kira, elektrik, ulaşım veya gıda bütçesinin yeniden hesaplanması anlamına gelebilir.

Burada ekonomik kavramların insani bir tarafı ortaya çıkar.

Enflasyon yalnızca “fiyatlar genel düzeyi” değildir. Bir öğrencinin daha az sosyal etkinliğe katılması, bir ailenin tatil planını ertelemesi, emeklinin harcamalarını kısmak zorunda kalması veya küçük bir işletmenin yeni yatırım kararını ertelemesi demektir.

Ekonomik istatistiklerin arkasında gerçek hayatlar vardır.

Karşılaştırma Sanatının Toplumsal Refah Boyutu

Karşılaştırmalar bazen yalnızca ekonomik karar vermeyi kolaylaştırmaz; toplumdaki eşitsizlikleri de görünür hâle getirir.

Ortalama ücretin artması olumlu bir gelişme olabilir. Fakat aynı dönemde konut fiyatları, kiralar ve temel tüketim maliyetleri daha hızlı yükseliyorsa ortalama gelirdeki artış herkesin refahında aynı ölçüde artış yaratmayabilir.

Burada dengesizlikler önem kazanır.

Bir ekonomide sermaye sahipleri ile ücretlilerin gelirleri farklı hızlarda artabilir. Büyük şirketler ile küçük işletmelerin finansmana erişimi aynı olmayabilir. Şehir merkezlerinde yaşayanlarla kırsal bölgelerde yaşayanların barınma ve ulaşım maliyetleri birbirinden farklı olabilir.

Bu nedenle ekonomik göstergeleri karşılaştırırken yalnızca “ortalama” değerleri değil, dağılımı da düşünmek gerekir.

Geleceğe Bakarken: Hangi Ekonomik Senaryoyu Seçeceğiz?

Ekonominin geleceğini düşünürken aslında yine bir karşılaştırma yapıyoruz.

Enflasyon kalıcı biçimde düşerse tüketicilerin beklentileri nasıl değişecek?

Faiz oranları zaman içinde gerilerse konut ve tüketici kredilerine yönelik talep nasıl şekillenecek?

Ekonomik büyüme hızlanırken bunun ne kadarı verimlilik artışından, ne kadarı kredi ve iç talep genişlemesinden kaynaklanacak?

Yapay zekâ üretkenliği artırırsa bazı mesleklerin değeri azalırken yeni mesleklerin yaratacağı gelir dağılımı nasıl olacak?

İklim değişikliği enerji ve gıda fiyatlarını daha oynak hâle getirirse hangi ülkeler ve hangi gelir grupları daha fazla etkilenecek?

Ve belki de en zor soru:

Gelecekte daha zengin bir ekonomi mi, yoksa daha adil bir ekonomi mi tercih edeceğiz; bu ikisini aynı anda gerçekleştirmek mümkün olacak mı?

Bence ekonomik tartışmaların en değerli tarafı tam burada başlıyor. Çünkü ekonomi bize yalnızca ne olduğunu anlatmaz; aynı zamanda hangi tercihin hangi sonuçları doğurabileceğini düşünmeye zorlar.

Teşbih ile Ekonomi Arasında Beklenmedik Bir Bağ

“Karşılaştırma içeren söz sanatı nedir?” sorusunun dil bilgisi ve edebiyat açısından temel cevabı teşbihtir. Bir şeyi başka bir şeye benzeterek onun belirli bir özelliğini daha görünür hâle getiririz.

Ekonomide ise karşılaştırma çok daha geniş bir düşünme mekanizmasıdır.

Bir malın fiyatını alternatifleriyle karşılaştırırız. Bir yatırımın getirisini başka yatırımlarla kıyaslarız. Bugünkü tüketimi gelecekteki tüketimle karşılaştırırız. Kamu harcamasının faydasını vazgeçilen başka harcamaların faydasıyla ölçeriz. Enflasyonu gelir artışıyla, nominal kazancı reel getiriyle, büyümeyi refahla karşılaştırırız.

Bu açıdan bakıldığında fırsat maliyeti, teşbihin ekonomik düşüncedeki uzak bir akrabası gibidir. Teşbih “A, B gibidir” diyerek iki kavram arasında bağlantı kurarken fırsat maliyeti “A’yı seçtiğinde B’den vazgeçtin” diyerek iki seçeneği aynı karar çerçevesine yerleştirir.

Her ikisinde de tek başına duran bir şey yeterince anlaşılmaz; anlam, karşılaştırmayla güçlenir.

Sonuç: Ekonomi de Bir Karşılaştırma Hikâyesidir

Kaynaklarımız kıt olduğu için seçim yapıyoruz. Seçim yaptığımız için alternatiflerden vazgeçiyoruz. Alternatiflerden vazgeçtiğimiz için her kararın bir maliyeti oluyor.

Belki de bu nedenle ekonomi, insan hayatını anlamanın en güçlü yollarından biri.

Teşbih ise dili kullanarak benzer bir iş yapıyor: Bilmediğimiz veya soyut bulduğumuz bir şeyi bildiğimiz başka bir şey üzerinden anlamamızı sağlıyor.

“Piyasa deniz gibidir” dediğimizde piyasanın dalgalanmasını zihnimizde canlandırıyoruz.

“Enflasyon satın alma gücünü kemirir” dediğimizde istatistiksel bir oranı gündelik bir deneyime dönüştürüyoruz.

“Fırsat maliyeti görünmeyen bedeldir” dediğimizde ise ekonomik tercihlerimizin ardında bıraktığımız seçenekleri hatırlıyoruz.

2026’nın güncel göstergeleri de bu düşünceyi destekleyen karmaşık bir tablo sunuyor: Ağustos ayında yıllık enflasyon %31,51, ikinci çeyrek büyümesi %2,3, Temmuz işsizlik oranı %8,1 ve Ağustos tüketici güven endeksi 90,8 seviyesinde.

Bu sayıların her biri tek başına bir şey söyler; fakat asıl hikâye aralarındaki karşılaştırmada ortaya çıkar.

Ekonomiyi anlamak biraz da bu yüzden bir söz sanatını anlamaya benzer. Bir kavramı tek başına görmek yerine onun başka kavramlarla ilişkisini kurmak gerekir.

Ve sonunda hep aynı soruya geri döneriz:

Elimizdeki sınırlı kaynaklarla bugün hangi seçimi yapıyoruz ve bu seçimin yarın hangi bedeli olacak?

Belki ekonomik düşüncenin en insani tarafı da budur. Çünkü grafikler, tablolar ve göstergeler ne kadar gelişmiş olursa olsun, bütün ekonomik kararların merkezinde hâlâ seçim yapmak zorunda olan insanlar bulunur.

Dil sanatlarını daha kapsamlı ayır

Gerçek HTML tablo ve grafik ekle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort vdcasino giriş
https://unsur.net https://gub.com.tr https://keso.com.tr Sitemap