Bilinç Akışı İç Konuşma Hangi Akıma Aittir?
Bir gün İzmir’de, Karşıyaka’da kıyafetlerimin dolapta neredeyse yer kaplamadığı bir dönemde, akşam arkadaş grubuyla buluştuk. Hava serindi, yani gerçek İzmir havası, kışa doğru girmeye çalışan ama bir yandan da kıştan utanıp geri kaçan bir hava. Bir anda bu ortamda düşündüm ki, “Ya bu ‘bilinç akışı’ nedir, kim icat etti ve neden bu kadar derin?” diye.
Bilinç akışı iç konuşma, aslında bir akıl fırtınası gibidir. Hani herkesin kafasında dönen “Ben ne yapıyorum?” ve “Gerçekten yapıyor muyum?” soruları vardır ya, işte onun üst versiyonudur. Ama bu içsel diyalogları böyle bir sanat akımına dönüştüren bir akıl da var: Modernist akım! Evet, yanlış duymadınız. Modernist akım. Ama şimdi sizin gibi düşündüğümü biliyorum: “Hadi be, şimdi bunu neden anlatıyor ki?” Biraz sabır, biraz komik bir bakış açısı ve tabii ki bilinç akışını keşfetme yolculuğumuz başlasın.
Bilinç Akışı Nedir?
Öncelikle, “Bilinç akışı” dediğimiz şey, basitçe anlatmak gerekirse, beynimizdeki düşünce akışının hiçbir filtre olmadan, doğrudan dışa vurulmasıdır. Hani bazen bir şey düşünürken ağzımızdan “Ayy, şimdi o konuda ne düşünmüştüm?” diye çıkan o tuhaf ve çoğu zaman saçma düşünceler vardır ya. İşte tam olarak o! Bu tarz düşünceler, genellikle aklımızın içinde birbirine dolanır.
Bir düşünce akışı düşünün, tam da kafanızı kurcalayan şeyi anlamaya çalışırken… “Akşam yemeğini ne yesem?” sorusuna gömüldünüz ve aniden “Yok ya, bugün diyet günü” demişken kafanızda başka bir ses: “Neyse canım, biraz da kendimi şımartayım, zaten pazara gitmem gerekecek.” Ve tam burada, bilinç akışının içsel diyaloglarınızla buluştuğu anı yaşarsınız. Gerçekten çok değerli bir sanat biçimi değil mi?
Modernizm ve Bilinç Akışı
Peki, o zaman şimdi bir yudum çay alıp, derin düşüncelere dalalım. Modernist akım, bildiğiniz gibi 20. yüzyılın başlarında kendisini gösterdi. Bu akımın temelinde ise, dünyayı ve insanları eski kalıplarla görmektense, onlara farklı bir bakış açısı getirmek yatıyordu. İşte tam da burada bilinç akışı devreye giriyor. Yazarlar ve sanatçılar, karakterlerinin içsel monologlarına odaklandılar ve hayatın anlamını en sıradan anlardan, içsel diyaloglardan çıkarma amacını güdü.
James Joyce’un Ulysses adlı kitabı mesela, bilinç akışını en güzel şekilde kullanmış örneklerden biridir. Hani iç sesinize kulak vermek dedik ya, işte Joyce bunu kucaklamış. İnsanların kafalarındaki sürekli düşünce akışını olduğu gibi kağıda döküp, “Bakın, hayat aslında böyle akıyor” demiş. O yüzden, bilinç akışı iç konuşma hangi akıma aittir sorusunun cevabı aslında çok net: Modernist akım!
İç Sesimle Röportaj
Bilinç akışını düşündüğümde aklıma gelen bir başka şey de şu: Bir insanın iç sesini düşünün. Yani, ne olur birinin beyninin içinde dakikalarca neler döndüğünü görebilsek. Kafamda geçen diyaloglar bazen öyle hızla gelişiyor ki, bir anlık iç konuşmalarımız bile karşımızdaki kişiye tamamen farklı bir şey anlatabiliyor.
Haydi, bunu bir iç ses diyalogu üzerinden görelim:
Ben (Kafamda): Hadi, ne var ki. Sadece bir çay içip kalkacaksın.
İç Ses: Ya ama o yeni dizi bölümü var ya, ya sen onu izlesen?
Ben: Aman, sonra izlerim. Bir çay içip gideyim dedim.
İç Ses: Peki ya o eski kararmış yazlıkta bulduğun yazı? Hala onu bitirmedin, ama ona da bakmasan olmaz. Çünkü yazmasan yazamazsın!
Ben: Ufff… Evet, iyi de iç ses, gerçekten de buna hiç gerek yok. Ne olur, sadece çay içip çıkalım.
Evet, işte bu! Her şey o kadar hızlı bir şekilde birbirine bağlı ki, bir çay molasında bile bilinç akışı içinde kaybolabiliyoruz.
Bilinç Akışını Hayatımıza Nasıl Uygularız?
Şimdi diyeceksiniz ki, “Bunu çok derin buldum ama hayatımda nasıl uygulayacağım?” Dert etme, çünkü ben de bazen en basit şeyleri bile karmaşıklaştıran bir insanım. Mesela, bir hafta sonu planı yapıyorum, aklıma şunu yazıyorum, “Gece çay içelim mi?” Sonra düşünmeye başlıyorum, “Ya ama çay içsek de soğuk olur, ya sıcak bir şey olmalı, ama soğukta sıcak içmek ne kadar saçma!” ve aniden başka bir konuda iç sesim devreye giriyor: “Neyse ya, iyi ki Instagram’da yeni bir gönderi paylaşmadım, bu gece onu da halledeyim.”
Bilinç akışını hayatımıza sokmak o kadar zor değil. Bazen sadece düşüncelerimizin ve içsel monologlarımızın farkına varmak, hayata farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor.
Sonuç Olarak…
Bilinç akışı iç konuşma hangi akıma aittir sorusunun cevabı aslında çok açık. Modernizm, beynimizin içsel dünyasını dışarıya dökme cesaretini gösterdiği dönemde, yazarlar da bu tekniği sıkça kullandılar. Kafamızda dönen sesler, akışlar, sorular ve cevaplar hep birer yansıma olarak hayatımıza dokunuyor. İster bilinçli ister istemsiz, her gün bu akımı yaşıyoruz.
Bilinç akışı bazen bir çay molasında, bazen bir yazı sırasında, bazen de sokakta yürürken karşımıza çıkıyor. Öyle ki, insan ne zaman durup gerçekten düşünse, düşünceleri birbirine girer ve bir anda derinleşen içsel monologların içinde kaybolur. Ama bu kaybolma anları, aslında hayatın en renkli, en gerçek anlarındandır.